Archive for the ‘Dersler’ Category



9
Nis

Türk Edebiyatı | Garip Akımı Özellikleri ve Daha Fazlası !

Türk Edebiyatı – Garip Akımı !

Türk Edebiyatı‘nda 1940′lara gelindiğinde biçim açısından serbest şiirin tutkusu tamdır.

Heceyi, hemen hemen yalnızca Behçet Kemal Çağlar sürdürmekte; Ahmet Kutsi Tecer, Ülkü dergisi çevresinde halk şiiri geleneğinin yaygınlaşmasına çalışmaktadır.

Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi gibi değişik çizgilerdeki ozanlar da serbest şiirler yazmaktadırlar.

Sonradan (Birinci Yeni) olarak adlandırılacak Garip akımı bu ortamda doğar.

Eski şiire tepki olan Garip akımı üç ozanın adına bağlanır.

Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday.

Üç arkadaş Varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır. (1936)

Bu yoldaki şiirlerini Garip adlı bir kitapta toplarlar. “1911″

Garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur.

Yeni akımı özellikle Nurullah Ataç destekler !

Garip akımı birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü ozanlarını da etkiler.

Orhan Veli‘nin yazdığı  ( Garip ) önsözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir.

Ama üç ozanın birlikteliği uzun sürmez.

Kitabın ikinci basımı yalnız Orhan Veli‘nin şiirleriyle yayımlanır. “1945″

Ayrıca Orhan Veli, kitabına (Garip İçin) başlıklı ikinci bir önsöz eklemek gereğini duyar.

Nitekim Garip devrimi sonraları, gerleek bu neden, ama asıl Melih Cevdet ve Oktay Rifat‘ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu Orhan Veli‘nin adına bağlanmıştır.

Garip Akımı Özellikleri !

  1. Vezin ve kafiyeye karşı çıkmışlardır,
  2. Günlük konuşma dilini şiire uygulamaya çalışmışlardır,
  3. Mecaza süse ve suniliğe karşı çıkıp yalnızlığa önem verdiler !
  4. Halk şiirinin anlatım ve deneyimlerinden faydalandılar !
  5. O güne kadar şiirimizde kullanılmayan bir takım sözcükleri kullandılar.
  6. Sıradan insanlar şiire konu olmuşlardır.
  7. Yaşama sevinçlerini fazlasıyla şiire yansıtmışlardır !
  8. Kaynağını batı şiirinden alan Garip akımı eskiye ait olan her şeyin karşısında olup özellikle şairane söyleyişin karşısında olmuşlardır.
  9. Şiirde söz ve anlam oyunları bırakılmıştır.


Ama Orhan Veli‘nin kendisi de kitabının ikinci basımında sanat anlayışını gözden geçirmek gereğini duyacaktır.

Özellikle şiirsel gelenek, biçim konularında daha esnek bir tutuma girmiştir.

Nitekim ikinci kitabı Vazgeçemediğim‘den “1945 ” başlayarak şiirini değiştirdiği görülür.

Kimi şiirlerde akıl çizgisinden duygu çizgisine kayılır, mizah ve şaşırtma bırakılır, yer yer uyağa ve sıfata başvurulur, sözcük tekrarlarından, müzikten yararlanılır.

Hepsinden önemlisi, halk şiirinin dil ve deyişine özenilir.”Asım Bezirci”.

En ilginç gelişme ise özdedir; Toplumcu şiire yaklaşır Orhan Veli de….

Garip akımı, gerek ilk yıllarında, gerekse sonraları, değişik sanat anlayışlarına bağlı olanlarca değişik biçimlerde değerlendirilmiştir.

Geleneğe bağlı olanlar, Orhan Veli ve arkadaşlarını şiiri ayağa düşürmekle suçlarken toplumcular, Garipçileri, toplumcu şiiri engelleyen, yozlaştırmayı amaçlayan ve küçük burjuva duyarlığını geliştirmeye çalışan bir devinimin başlatıcısı olarak gördüler.

Yazın tarihçileri ise Garip akımını genellikle yeni şiirin başlangıcı saydılar.

Bugün de bu tutumların pek değiştiği söylenemez.

Ama nesnel bir değerlendirmeyle Garip deviniminin Türk şiirinin gelişim sürecinde önemlice bir yeri olduğunu söylemek gerekmektedir.

Orhan Veli ve arkadaşlarının (serbest nazım) anlayışıyla şiirler yazmaları ve bu alanda en çok Nurullah Ataç‘tan destek görmeleri sanatın siyasal dışı tutulması eğiliminin iktidarca da desteklenmesi sonucudur.

Türk şiiri yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirilmiş sokaktaki insanın duyarlılığına açılmıştır…

————————————————————————-

Bu yazıyı okumanız size şu faydaları sağlayabilir;

Eğer 12.Sınıf öğrencisiyseniz. Türk Edebiyatı dersinizde 2.Dönemde ilk yazılıda çıkacak soruların büyük bir kısmı bu makaleden çıkar.

Sorular Garip Akımının Özellikleri‘nden çıkar. Çünkü bizde öyle olmuştu.

Sırf biraz bilgi edinmekte fena sayılmaz.

6
Ağu

Endüstriyel Kontrol ve Arıza Analizi Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınavı

Endüstriyel Kontol ve Arıza Analizi 11.Sınıf Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınavlarına Hazırlık

Tristörler (SCR)

Tristörler: Anot, Katot, Geyt adı verilen üç ayaklı, iç yapısında PNPN olarak dört yarı
iletken tabakadan oluşmaktadır. Tristörler hem DC hem de AC akım ve gerilimlerde çalışır.
Elektrik-elektronikte “Güç Kontrolü” işlemlerinde kullanılırlar.

-Tristörlerde yük, anot veya katot uçlarına bağlanır. Anahtarlama işlemini yaptıracak
düşük tetikleme akımı ise geyt ucuna uygulanır.
-Geyt tetikleme akımı uygulanmadığında anot–katot arası direnci çok yüksektir. Anot–
katot arasından yük akımı geçemez. Bu durumda tristör “yalıtkandır” ifadesini kullanırız.
-Geyt tetikleme akımı uygulandığında anot–katot arası direnci çok düşüktür. Anot–
katot arasından yük akımı geçer. Bu durumda tristör “iletkendir “ifadesini kullanırız.


1.4. Tristörün Korunması

Diğer elektronik elemanlar gibi tristörü de kullanırken karakteristik bilgilerinin
bulunduğu katalog kitapçıklarına bakmanız doğru olur. Tristörü soğutucu üzerine monte
etmek doğru bir kuraldır. Aşırı akım, yüksek ters A–K gerilimi uygulamak son derece
sakıncalı bir durum ortaya çıkarır. Aksi halde bir tristör kullanacağınız devrede birkaç tristör
heba etmek zorunda kalabilirsiniz.

1.5. UJT Transistorü

1.5.1. Çalışma İlkesi ve Kullanıldığı Yerler

UJT transistörleri, üç ayaklı ve iki tipte (N ve P tipi emiter) üretilir. Tristör ve triyak
devrelerinde tetikleme için gerekli olan darbeleri üretir. Relaksasyon (gevşemeli) osilatör
yapımında kullanılan yarı iletken bir devre elemanıdır. UJT AVO metre ile test edilirken,
UJT’nin B2-B1 (beyz2-beyz1) uçları arasında her iki yönde de 5–10 KΩ arasında bir direnç
değeri ölçülür.

UJT nasıl çalışır:
Emiter–B1 arasına uygulanan gerilimin belli bir değeri, aşamasıyla
iletime geçen ve B1 – B2 arasından akım akıtan, yarı iletken bir devre elemandır.

1.8. Tristörün AVO metreyle Uçlarının Tespiti

AVO metrenin problarını sırayla tristörün ayaklarına değdiriniz. Sadece iki ayak
arasında bir yönde sapma olacaktır. Sapma olduğu anda siyah probun değdiği ayak geyt,
diğeri ise katottur diyebilirsiniz. Geri kalan diğer ayak ise anot olur.

Soru ve Cevap

Soru:Tristörde hangi uç tetikleme ucudur?
Cevap : Geyt ucu

2.1. Diyakın Yapısı, Çalışması

İki uçlu bir tetikleme elemanıdır. İki yönde akım geçirir. Tetikleme ucu olmayan iki
tristörden oluşmuştur.

2.2. Özellikleri

Diyak, bir sinyali (akımı) belli bir seviyeye kadar (her diyakın belli bir geçirme
gerilimi vardır) geçirmez. Daha açık bir ifade kullanırsak: Uçlarına uygulanan gerilim 20 –
45 Volt arasında olduğunda iletken hale geçer.

2.3. Kullanıldığı Yerler

Diyaklar, darbe osilatörü olarak, tristör ve triyakların tetiklenmesi işlemlerinde
kullanılırlar.

3.1. Triyakın Yapısı ve Çalışması

Triyakı tanımak isteyen öğrenciler, aşağıdaki notları okumadan, isterseniz hemen
üstteki triyak sembol ve çeşitlerine bir göz atınız ve şu anda hangi elemanı öğreneceğinizi
somut olarak görünüz.
İki yönde akım geçiren güç kontrol elemanlarına triyak denir. Triyak, iki tristörün ters
paralel bağlanmasıyla oluşmuştur. Triyakın A1(Anot 1), A2(Anot 2) ve G(Tetikleme) uçları
bulunur. Geyt ucu, A1 ve A2 arasından geçen akımı denetler. Yük genelde A2 ucuna
bağlanır.

3.2. Özellikleri

Triyaklar, DC ve AC gerilimde çalışır. DC’de çalışırken G ucu bir kez tetiklendiğinde
A1–A2 arası sürekli iletimde kalır. AC’ de çalışırken ise G ucu tetiklendiği sürece A1–A2
arası iletken olur.

Triyaklar hem pozitif hem de negatif gerilimlerle tetiklenebilir.
Triyaklar, AC gerilimle beslenen devrelerde kullanılırken G ucuna bağlanan tetikleme
elemanlarıyla tetiklenme açısı daha iyi ayarlanabilir. Bu sayede A1–A2 arasından geçen
akım kontrol edilerek alıcının istenen güçte çalışması sağlanabilir.

3.4. AVO metre ile Triyakların Uçlarının Bulunması
Triyakların uçlarını tespit ederken ya AVO metre ile aşağıdaki gibi ölçerek ya da
kataloglardan bakarak bulacaksınız.
AVO metrenin problarını sırayla triyakın ayaklarına değdiriniz, ölçü aletinde bir
sapma görülünceye kadar işlemi sürdürünüz. İbre saptığında skalada ki direnç değerini
okuyunuz. Probları ters çeviriniz, tekrar direnç değerini okuyunuz. Bu iki değer arasında çok
küçük bir değer farkı vardır. Küçük direnç okunduğunda_AVO metrenin siyah probunun
bağlı olduğu uç G (Geyt), kırmızı probun bağlı bulunduğu uç ise A1 (Anot1) dir. Geri kalan
diğer uç ise A2 ( Anot2) dir.

Sensör ve Transdüserler

Fiziksel ortam değişikliklerini (ısı, ışık, basınç, ses, vb.) bizim yerimize
algılayan cihazlara “sensör”, algıladığı bilgiyi elektrik enerjisine çeviren cihazlara transdüser
denir.

Sensör ve Transdüser Çeşitleri

- Isı Transdüser ve Sensörleri
- Manyetik Transdüser ve Sensörler
- Basınç (gerilme) Transdüserleri
- Optik Transdüser ve Sensörler
- Ses Transdüser ve sensörleri

Isı Sensörleri ve Transdüserleri

Önemli:Termistörler ikiye ayrılır sıcaklıkla direnci artan termistöre PTC, sıcaklıkla direnci
azalan elemana da NTC denir.

Bazı Önemli Kavramlar

Foto Diyot : Foto diyotlar ışık etkisi ile ters yönde iletken olan diyotlardır.
Foto diyot televizyon veya müzik setlerinin kumanda alıcılarında yaygın olarak
kullanılır.

Led Diyot:LED ismi, ingilizce Light Emitting Diode (ışık yayan diyot) kelimelerinin baş
harflerinden oluşmaktadır. LED’e doğru polarma uygulandığında P maddesindeki oyuklarla
N maddesindeki elektronlar birleşim yüzeyinde nötrleşir.

İnfrared Diyot (IR Diyot, Kızıl Ötesi Diyot):İnfraruj LED, normal LED’in birleşim yüzeyine galyum arsenid maddesi katılmamış
halidir. İnfrared diyot görünmez (mor ötesi, kızıl ötesi) ışık yayar.

Foto Pil (Işık Pili, Güneş Pili):

Güneş pilleri (fotovoltaik piller), yüzeylerine gelen güneş ışığını doğrudan elektrik
enerjisine dönüştüren yarıiletken maddelerdir. Yüzeyleri kare, dikdörtgen, daire şeklinde
biçimlendirilen güneş pillerinin alanları genellikle 100 cm² civarında, kalınlıkları ise 0,2-0,4
mm arasındadır.

Optokuplör :

Optokuplör kelime anlamı olarak optik kuplaj anlamına geliyor. Kuplaj bir sistem
içindeki iki katın birbirinden ayrılması ama aralarındaki sinyal iletişiminin devam etmesi
olayıdır. Ayrılma fiziksel olarak gerçekleşir ama iletişim manyetik veya optik olarak devam
eder. Bu durumun faydası, katlardan birinde olan fazla akım, yüksek gerilim gibi olumsuz,
sisteme zarar verecek etkilerden diğer katları korumaktır.

6.1. Mikrofon Yapısı
Ağzından çıkan veya herhangi bir şekilde yayınlanan ses
havada basınç değişimi yaratmakta ve bu basınç değişimi, suya atılan taşın yarattığı dalgaya
benzer şekilde havada bir dalga iletimi şeklinde yayılmaktadır. Ses aslında hava basıncındaki
değişimdir.

6.2. Çeşitleri
Ø Dinamik mikrofonlar
Ø Kapasitif mikrofonlar
Ø Şeritli (bantlı) mikrofonlar
Ø Kristal mikrofonlar
Ø Karbon tozlu mikrofonlar

6.4._Hoparlör
Elektriksel sinyalleri insan kulağının duyabileceği ses sinyallerine çeviren elemanlara
“hoparlör” denir.

1.1. Yükselteçlerin Genel Özellikleri

Elektronik sistemlerle işlenecek sinyallerin hemen hepsi düşük genlikli yani zayıf
sinyallerdir. Örneğin insan vücudundan alınan biyoelektrik sinyaller ya da cep telefonumuza
ulaşan elektromanyetik dalgalar son derece zayıf elektriksel sinyallerdir. Elektronik
sistemlerin pek çoğunda yeterli derecede yükseltilmiş elektriksel sinyallere ihtiyaç duyulur.
Elektriksel sinyallerin istenilen derecede kuvvetlendirilmesi için yükselteç (amplifikatör)
devreleri kullanılır.

Yükselteçlerin Çeşitleri

Ø Düşük frekans yükselteçleri
Ø Ses frekans yükselteçleri
Ø Ultrasonik yükselteçler
Ø Radyo frekans yükselteçleri
Ø Geniş band yükselteçleri
Ø Video yükselteçleri
Ø Enstrümantasyon yükselteçleri
Ø Küçük sinyal yükselteçleri
Ø Büyük sinyal yükselteçleri

Formül
Kazanç = Çıkış Değeri /(Bölü) Giriş değeri

Eviren Yükseltec ( ÖNEMLİ BANKO)

Formülü :

K = Rf / R1 (/ bölü işareti)

Evirmeyen Yükselteç

Formülü : 1 + Rf / R1 (/ bölü işareti)

Gerilim İzleyici

1._ARIZA_VE_BAKIM_KARTEKSİ

1.1. Önemi

Günümüzde üretilen her yeni ürünle birlikte teknik servis hizmetleri de buna bağlı
olarak hızla gelişmektedir. Tüm firmalar küçük büyük demeden müşterisine teknik servis
hizmetleri ulaştırmaktadır. Teknik servis hizmetlerinin etkili ve en kısa sürede yapılabilmesi
için bir düzen ve program içerisinde olması gerekmektedir. Bunun içinde başlıca gereksinim
arıza bakım kartekslerinin oluşturulması ve bunların belli bir düzen içerisinde saklanmasıdır.

Üzerinde bulunanlar

Ø Müşteri bilgileri: Müşterinin adı, adresi, telefon numarası, e-mail adresi gibi
bilgiler yer almaktadır. Böylelikle müşteri ile istendiğinde irtibat kurmak için
gerekli bilgileri almış oluruz.
Ø Arızalı cihaz bilgileri: Cihaza ait marka, aksesuar, model, seri numara, tespit
edilen arıza bilgileri bu kısma yazılmaktadır. Seri numarası bilgisi ile teknik
servis içerisinde bulunabilecek aynı model bir cihaz ile karıştırılması
engellenmiş olacaktır. Ayrıca arıza bilgileri yazılırken kullanıcıdan şikâyetle
ilgili, arızanın nasıl olduğu, ne gibi belirtileri gözlemlediği ve arızanın ne zaman
gerçekleştiği gibi ifadeler kesin ve net olarak alınmalıdır.
Ø Onarım onayı: “Cihaz onarım için fiyat onayı istiyorum” kısmı işaretlendiğinde,
cihazdaki arızanın maliyetini müşteriye bildirip onay aldığında tamirat işlemini
yapar. Aksi halde cihazı almaya gittiğinizde kabarık bir fatura ile
karşılaşabilirsiniz.
Ø Not: Cihazla veya müşteriyle ilgili farklı olarak göz önünde tutulması gereken
bir durum varsa buraya yazılır.


1.3. Bilgisayar Programları ile Veri Tabanı Oluşturma

1.3.1. Veri Tabanı Oluşturma

Veritabanının yapısını oluşturmak kolay bir işlemdir. Bununla birlikte, boş bir
veritabanı, boş Microsoft Office Word dosyasından veya boş Microsoft Office Excel çalışma
sayfasından daha fazla işe yaramaz.

2. ARŞİVLEME

2.1. Önemi

Arşivleme, kuruluşların multimedya, text, resim, belge ve bilgilerinin daha önceden
kendileri tarafından belirlenen arama ölçütlerine göre güvenli olarak ve aynı görüntü
kalitesinde yıllarca saklanmasını ve hızlı bir şekilde İnternetten ulaşılabilir olmasını sağlayan
sistemlerdir.

2.4. Arşivleme Yöntemleri ( Önemli Banko Çıkar Bu Başlığın Tüm Yazılırı )

2.4.1. Matbu Form ile

Matbu formu ile yapılan arşivleme klasik arşivleme yöntemlerinden biridir. Klasik
arşivleme sistemleri, aynı verilerin farklı birimlerde depolanması sonucunu doğurmaktadır.
Bu arşivleme yönteminin dezavantajları:

Ø Gerekli Bilgiye Erişimdeki Zorluklar

Klasik yöntemlerle saklanmaya çalışılan arşivlerde bilgiye erişmek, özellikle yanlış
dosyalama, dokümanların kullanıcıdan zamanında veya hiç geri dönmemesi gibi sebeplerden
dolayı oldukça güçtür. Tüm bu olumsuzlukların olmaması halinde bile, zaman olarak
nispeten önemli sürelere gereksinim duyulmaktadır.

Artan Saklama Alanı

Özellikle bilgi ve belge üretiminin yoğun olduğu ortamlarda, fiziksel arşiv alanları
oldukça kısa sürelerde kapasite arttırımına gereksinim duymakta veya yeni bazı alanların
arşiv amaçlı kullanılmasını gerektirmektedir.

Ø Artan Maliyetler

Gerek ayrılacak olan fiziksel alanların, gerekse büyümekte olan arşivi yönetecek olan
insan kaynaklarının getirdiği maliyetler, göze çarpmamakla birlikte oldukça önemli sayılar
olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ø Emniyet
Arşiv ortamlarının “genelde” kâğıttan oluştuğu ve kâğıdın kolay yanan, ıslanan bir
madde olduğu göz önüne alınırsa, tehlikenin boyutu da kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

2.4.2. Bilgisayar ile

Arşivlerde bilgisayar kullanılmaya başlanması 1960’lı yıllarda olmuştur. 1964’de
Brüksel’de yapılan “Uluslararası Arşiv Konferansı”nda arşivlerde bilgisayar kullanılması
dile getirilmiş ve arşivlere bilgisayar ilk olarak yardımcı araçlar olarak girmiştir.

Ø Arşiv malzemelerinin sağlanması, depolanması ve indekslenmesiyle yer
bilgilerine ulaşımı sağlayan sistemler.

Ø Özel arşiv projeleri, büyük ölçekli indekslerin üretilmesi, mikroformların
kontrolü, yayın ve arşiv malzemelerinin araştırma ve eğitim faaliyetlerinde
kullanılmasını sağlayacak sistemler.

Ø Arşiv yönetiminin otomasyona yönelik sistemleri, kullanıcı istatistikleri,
kullanıcılara dökümanların verilmesi ve iadesi, depo yöntemi sistemleridir.

20
Tem

Reşat Nuri Güntekin Damga Roman Özeti

KİTABIN ADI : DAMGA
KİTABIN YAZARI :REŞAT NURİ GÜNTEKİN
YAYIN EVİ :İNKILAP VE AKA BASIMEVİ
BASIM YILI :10.BASKI-1995

KİTABIN KONUSU

Aşık olan bir delikanlının sevdiği kız uğruna hayatı boyunca hırsız damgasına vurulması ve bundan dolayı gelişen olayları anlatır.

KİTABIN ÖZETİ

İffet hep abisinden farklı olmak ister.Bunu ilk anlayan Mahmut Efendi İffet’I hep Muzaffer’den ayrı sever.İffet , Kamiyap Kalfa sayesinde haftada iki gün Paşa babasından habersiz mahalle okuluna gider,oradaki çocuklarla arkadaşlık eder. Yazları ise Karamürsel’de Damlacık Çiftliğinde oturan Hatice halasında geçirir.Burada geçirdiği iki ay onun için çok farklıdır.Özellikle halasının anlattığı hayaletli değirmen öyküsünden çok etkilenir.Bu hikayede; “birbirini çok seven Fatma ve İsmail,İsmail’inaskere gitmesiyle ayrılırlar.Fatma İsmail’I iki yıl bekler ama çevresi ndekiler İ smail’in Yemen’e gittiğini ve oraya gidenin yaşama ihtimalinin çok az olduğunu söyleyerek Fatma’yı Gaffar Ağa’ya verirler.A radan zaman geçtikten sonra İsmail Yemen ‘de n döner ve Fatma ‘nın evlendiğini öğrenir. Yalnız ikisi de hala birbirlerini çok sever.Bunun üzerine geceleri değirmende buluşmaya başlarlar.Birgün basılmak üzereyken İsmail ,Fatma’nın namusunu kurtarmak için değirmenden kendisini soğuk sulara atar ve ceseti bile bulunamaz.”
İffet bu masaldan çok etkilenir ve bu masal ona seevilen kadın için kendini feda etmeği öğretir.
İffet büyür,abisi hünkar yaveri olur ve sırma kordonlar takar.İffet’ babası idadi mektebe verir. İffet’in mektepte hürriyetçi ve meşrutiyetçi bir Celal Abisi vardır.Celal’I çok seviyor ve duygularını saklamayıp açıklıkla savunduğu için saygı duyar.Yalnız okulda ki bir öğretmeninin ihtilal ve meşrutiyetten söz etmesi üzerine tevkif edilmesi İffet’i’ okuldan ayrılmasına neden olur.
Kısa bir zaman sonra Meşrutiyet ilan edilir ve İffet’in abbası Halis Paşa görevden atılır.Midilli’ye sürgün edilir.İffet’te babasıyla iki buçuk yıl Midilli’de yaşar .Babasının vefatından sonra İstanbul’a dönerve muallim olarak bir evde çalışır.Evin sessiz ve güzel hanımı olan Vedia Hanım ile arasında bir ilişki doğar.Geceleri deniz kenarında buluşurlar.İffet her gece kayıkhane harabesinde Vedia’yı bekler.Vedia onbeş yaşında ki kız çocukları gibi ihtiyatsız davranırve bir gün yakalanma ihtimali bile akıllarına gelmez .İffet Vedia’a “Damlacık”taki su değirmeninin masalını anlatır.Bir köy delikanlısının sevdiğini ele vermemek için yaptığı fedakarlığınıbir gün kendisinin de yapabileceğini söylerdi. Bir gün yine ihtiyatsızca davranırken basılırlar ve İffet aynen değirmende ki masalda ki gibi sevdiği kadının namusunu kurtarmak için hırsız damgası yapar.
Değirmendeki nasal en sonunda İffet’in başına gelir.Sevdiği kadın uğruna kendisi hayatı boyuncahırsız damgasına vurulur.Zorla haneye tecavüz ve hırsızlık suçlarından dolayı altı ay hapse mahkum olur.Celal’in sayesinde iyi bir koğuşa verilir.
Bir mayıs günü Vasif Efendi ile hapisten çıkar.İffet dışarıda kendini iyi hissetmez.Ne yapacağını şaşırır.Bir kaç gün tanıdıklarında kaldıktan sonra ucuz bir oda kiralar.Hapisten çıktıktan sonra Celal ,İffet için yalnız bir arkadaş değil ,adeta bir baba olmuştur.İffet’in Hatice Halası kadar çok sevdiği bir Fahriye Yengesi vardır.Birgün Muzaffer’den yengesinin durumunun iyi olmadığını haber alır ve zorunlu olarak Fahriye Yengesi’ni görmeye gider,Fahriye Yenge onu çok iyi karşılar ve bir istekte bulunur:”400 bin lirasını bankaya yatırmasını ister”İffet çok şaşırır.Çünkü, kendi abisinin bile kendisine güveni kalmamıştır.İffet bu parayı çaldırma korkusuyla bankaya yatırır.Böylelikle İffet’in kendine güveni gelmeye başlar.Celal ,İffet’e iş bulur.Görüşmek iççin giden İffet ilk iş görüşmesinde büyük bir ümitsizliğe kapılır.Kendisinden istenen gümrükten ,eşya çıkarmasıydı .”Yarın gelirim “diye mağazadan ayrılır.Ama bu olayın tesiri günlerce üstünden atamaz,namuslu bir iş bulmakta ki ümidi giderek azalır.
Yaz bitiyorduve İffet hala iş bulamaz.Elinde ne varsa satar ,bazı geceler aç yatardı.Ev kirasını ödemek için en son babasının yadigarı olan altın saati bile satar. En sonunda Celal ,İffet’e Hukuk-I Milliye gazetesinde iş bulur.İffet bundan çok mutlu olur ve yorulmadan çalışmaya başlar.Çevresindekiler artık rahatsız olmaz çok kısa zaman sonra gazete bütün İffet ve arkadaşlarıTelgraf Gazetesi ‘nde çalışmaya başlar.Fakat kısa zaman sonra Telgraf gazetesinden de ayrılır,yine aç ve açıktadır.Celal geçinemeyip Konya’ya gider.İffet ayda bir Muzaffer abisinin gönderdiği parayla ev kirasını öder.
Birgün sokakta yürürken Celal’e rastlar.Celal Konya’da avukatlık görevinden ayrılıp,ticarete başlar ve İffet’e de kendi şirketinde bir iş verirBundan sonra İffet’in işi şehirler arası yolculuklarda mal taşımaktır.İffet yeni yüzler ,yeni insanlar tanıdıkça hayata bağlılığı artmakta yaptığı işten memnun kalmaktadır.Yolda gördüğü insanlara yardım etmekte ve ihtiyaçlarını karşılar.Yine kötü hava şartlarında İzmir’den İstanbul’a hareket eder. Tren Afyon’da hareket edemez duruma gelir.Dışarı çıkar ve kendisinden hasta annesi için yardım isteyen Rana ‘ya yardım eder.Rana masum ve çocuksu bir kızdır.İffet Rana’dan çok hoşlanır,yalnıuz yediği damga yüzünden Rana’dan uzaklaşır.
İffet uzun süre sonra Hocası Mahmut Efendi’yi görmeye gider.Mahmut Efendi’nin eşi ölmüş kendisine gelini bakar.Mahmut Efendi ile uzun uzun konuşurlar,eski hatıraları anarlar.Gece Mahmut Efendi’den ayrıldıktan sonra sokakta kavga eden bir kadın ve erkekle karşılaşır.Adam kadını hırsızlıkla suçlarve polise götürmekle tehdit eder.İffet ,bu kadını görünce Rana aklına gelir ve bu kadının masum olduğunu ,kendisi gibi damga yediğini düşünerek ,onu kendi himayesi altına almayı düşünür.Adama para vererek kızı kurtarır.Yalnız kadın hiç düşündüğü gibi çıkmaz.Bir geceyi beraber geçirdikten sonra kadın ayrılır ve İffet’in duyguları yine incinir.
Muzaffer Ağabeyinden gelen telgraf İffet’in moralini yükseltir.Telgrafta ev ve yatırımlar hakkında ki mahkemeyi kazandıkları yazar.İffet İstanbul’a döner ve eline epeyce para geçer.İstanbulda iyi bir malikane alır.Yanınada Mahmut Efendi öldükten sonra tek başına kalan gelini ve torununu allır.Eline para geçtikten sonra eski akrabaları ile tekrar görüşmeye başlar.
Birgün İffet Beyoğlu’nda dolaşırken Vedia’ya rastlar. Hiçbir şey olmamış gibi iki çift karşılıklı konuşurlar .İffet tekrardan Vedia’ya karşı duygular hisseder.Yalnız Vedia tekrardan İffet’le olmak istemez.

KİTABIN ANAFİKRİ:

Seven insanın gözünün kör olduğunu,bir anlık düşüncesiz hareketlerle kendi hayatını mahvedeceğini anlatır.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İFFET: O lay kahramanıdır.
MUZAFFER:İffet’in abisidir.uyuşuk,tembel,miskin,kibirli biriydi.
MAHMUT EFENDİ:İffet ve Muzaffer’e haftada iki gün ders verirdi .
HATİCE HALA:İffet’in halasıdır,elinde iki kız çocuğuyla dul kalmış ve Karamürsel’de yaşıyor.
HALİS PAŞA :İffet’in babasıdır.
CEMAL KERİM BEY:İffet’in çocuklarına ders verdiği mebustur.
VEDİA HANIM:Cemal Kerim Bey’in ikinci hanımıdır.
ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
İnsanın yaşamı boyunca başından geçen olayları çok sade ve akıcı bir şekilde anlatan yazar tasvirlerden yararlanmış.Kullandığı eski Osmanlıcayla hikayeye güç kazandırmıştır.

15
Tem

Reşat Nuri Güntekin Kimdir Hayatı ve Eserleri

Reşat Nuri Güntekin

(Doğum. 25 Kasım 1889, İstanbul – Ölüm. 7 Aralık 1956, Londra), Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli bir yeri olan Çalıkuşu, Yeşil Gece ve Anadolu Notları gibi önemli eserlere imza atmış romancı, öykücü ve oyun yazarıdır.

Güntekin, 1889′da askeri tabip olan Nuri Bey ile Erzincan valisi Yaver Paşa’nın kızı Lütfiye Hanım’ın oğlu olarak İstanbul’da doğmuştur. Babası askeri doktor olduğu için öğrenim hayatı boyunca birçok il gezen Güntekin, ilköğrenimine Çanakkale’de başlamıştır. Daha sonra İzmir’deki Frerler okulunda bir süre öğrenim görüp sınavla girdiği Darülfünun Edebiyat Şubesi’ni 1912′de bitirdi. Böylece öğrenim hayatını yirmi üç yaşında bitirmiş oldu.

Güntekin, 1927′ye kadar Fransızca ve Türkçe öğretmenlikleriyle müdürlük görevlerini üstlenmiştir. Bazı görev aldığı okullar Bursa Sultanisi, İstanbul Beşiktaş, İttihat Terakki Mektebi, Fatih Vakf-ı Kebir Mektebi, Akşemseddin Mektebi, Feneryolu Murad-ı Hâmis Mektebi, Osman Gazi Paşa Mektebi, Vefa Sultanisi, İstanbul Erkek Lisesi, Çamlıca Kız Lisesi, Kabataş Erkek Lisesi, Galatasaray Lisesi ve Erenköy Kız Lisesi’dir.

Güntekin, 1927′de maarif müfettişi oldu ve bu arada Dil Heyeti’yle birlikte bazı çalışmalarda bulundu. 1939′da ise Çanakkale milletvekili olarak TBMM’de bulundu. Bu görevini 1946′ya kadar sürdürdü. 1947′de, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara’da yayımlanan Ulus gazetesinin İstanbul kolu olan Memleket gazetesini çıkardı. Güntekin daha sonra müfettişlik görevine geri döndü ve 1950′de Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Türkiye temsilciliği ve öğrenci müfettişliği görevleriyle Paris’e gitti.Paris kültür ataşeliği yaptı. 1954′te ise yaşından dolayı bu görevden ayrılmak zorunda kaldı. Emekliliğinden bir süre sonra edebi heyeti üyeliği yaptı.Güntekin’e Akciğer kanseri teşhisi konulduktan sonra tedavisi için Londra’ya gitti ve orda hastalığına yenik düşerek öldü. 13 Aralık 1956 günü, Karacaahmet Mezarlığı’na gömüldü.

Yazar,öykü,roman ve oyunlarıyla edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.Kahramanları genelde tek yönlüdür.Olay kahramanlarını çevreyle birlikte verir.

Anadolu insanını iyi tanıdığını eserlerinden anlıyoruz.Bazı eserlerinde genç cumhuriyetin toplumsal ideallerini işlemiştir. Reşat Nuri Güntekin eserlerine konuşma dilinin zenginliğini zorlanmadan yansıtır.

Bütün romanlarının tiyatro halinde senaryoları olduğunu söyleyen Reşat Nuri, Hikmet Feridun’la yaptığı bir konuşmada çalışma yöntemlerini şöyle açıklar:

“Roman ve hikaye yazarken konunun evvela asıl canlı noktası, amudi fıkarisi (belkemiği) gelir. Bu amudi fıkaridir ki bana yazmak arzusunu verir. Bu bazen bir vak’a olur, beni alâkadar eden bir vak’a.. Fakat çok kere pek alakadar olduğum insan tipi. (Şu vak’ayı veya şu insanı, şu tipi yazayım) derim. Bu suretle eserin iki adımı atılmış olur. Mevzuu pek iptidai bir şekilde fikrime gelir. Hiçbir zaman hemen derhal bu mevzunun planını yapıp da yazmağa başladığım vaki değildir. Bulduğum mevzuu zihnimde bir köşeye atarım. Onun francala hamuru gibi kendi kendine kabarması için uzun müddet bırakırım. Çok defa aradan birçok senelerin geçtiği de vakidir. Bu müddet zarfında mevzua bazı ilaveler yaparım. Bazı kısımlarını tayyederim, atarım, çıkarırım. Vakaları retuş ederim. Tipleri develope ederim (geliştiririm).. Yazma işine başladığım zaman da çok muntazam çalışırım. Romanın sonunu nasıl bitireceğimi tayin etmeden yazıya başlamam. Evvela umumi bir şema yaparım. Fakat eser henüz definitif (kesin, belirli) olmamıştır. Ortada şahıslar vardır, vakalar vardır, eserin ana hatları vardır. Fakat yazmaya başladıktan sonra şahıslar ekseriyetle hüviyetlerini değiştirirler, evvelce hiç düşünmediğim vak’alar, yeni şahıslar gelir. (Muhit dergisi, 1933; anan: Muzaffer Uyguner, Reşat Nuri Güntekin, Ağustos 1967) Kişilerine sevgiyle sokulan bir romancıdır Reşat Nuri. Genellikle onların gerçek yaşamlarındaki en belirgin özelliklerini yitirmeden yansıtmaya çalışır. Gözlem yeteneği yaşama çok geniş bir perspektiften bakma olanağını sağladığı için romanları geçiş dönemi yaşayan ülkemizden “insan manzaraları” çizme başarısına ulaşmıştır.”

Reşat Nuri Güntekin’in Romanları

Çalıkuşu

Dudaktan Kalbe

Akşam Güneşi

Acımak

Damga

Kızılcık Dalları

Eski Hastalık

Miskiner Tekkesi

Anadolu Notları 1-2

Yaprak Dökümü

Ateş Gecesi

Bir Kadın Düşmanı

Gökyüzü

Değirmen

Yeşil Gece

Olağan İşler

Gizli El

Harabelerin Çiçeği

Sönmüş Yıldızlar

Tanrı Misafiri

Kan Davası

Kavak Yelleri

Leyla ile Mecnun

Son Sığınak

Hikayeleri

Roçild Bey (1919)
Eski Ahbap (1919)
Tanrı Misafiri (1927)
Sönmüş Yıldızlar (1928)
Leyla ile Mecnun (1928)
Olağan İşler (1930)
Nenesi Kro(1930)
Aşk Mektupları

Oyunları

Hançer (1920)
Eski Rüya (1922)
Ümidin Güneşi (1924)
Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri (1925, üç oyun)
Taş Parçası (1926)
Yeşil gece (1928)
İstiklâl (1933)
Hülleci (1933)
Yaprak Dökümü (1971)
Eski Şarkı(1971)
Balıkesir Muhasebecisi (1953)
Tanrıdağı Ziyafeti (1971)
Bir Köy Öğretmeni
Çalıkuşu
Kavak Yelleri
Ole

5
Tem

2010 Dil ve Anlatım 11.Sınıf Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınavı

Hoşgeldiniz Arkadaşlar…

Sizler ile 2010-2011 Ortalama Yükseltme ve Sorumluluk Sınavında Çıkan Soruları Paylaşacağım Eğer sizde sınava girecekseniz bu sorulara ve iyi çalışın bire bir aynısı çıkmasada benzerleri çıkacaktır.

Sorular

İlk olarak metin veriliyor.

(1) ” Ben yaradılışımdan güzel değilim ” deyipte boynunu bükmek olurmu?

(2) Medeniyet dediğimiz bir bakıma, tabiatla savaşmak, tabiatı olduğu gibi bırakmayıp düzeltmek, insanoğlunun istediği hale getirmek değil midir?

(3) Öyle olnca insanlar arasındaki çirkinlikler de “Ne yapalım? Böyle doğmuş onlar! ” diyip çirkin bırakamayız.

(4) Onları da elimizden geldiğince gezelleştirmek görevimizdir.

Soru 1 – Parçanın 1. Cümlesindeki yazım yanlışlıklarını bularak düzeltiniz.(10 Puan)

Soru 2 -Yukarıdaki parça yazı türlerinden hangisine örnek olabilir? (10 Puan)

A-)Fıkra  B-) Sohbet  C-) Makale  D-)Eleştiri  E-) Anı

Soru 3 – Noktalı yerleri tamamlayınız.(30 Puan)

a)Yukarıdaki parçada ………… konusu işlenmiştir.

b)Öğretici metinlerde dil ………. işleviyle kullanılır.

c)Tiyatro ………….. bağlı bir metin türüdür.

d)Bir metnin, eserin olumlu veya olumsuz yönlerini anlatan öğretici metin türüne ……………. denir.

e)Fıkra yazıları ………. ve ………… yayımlanır.

Soru 4 -Aşşağıdaki yargılar Doğru ise (d) yanlış ise (Y) yazınız.(30 Puan)

a)Biyografilerde derlenen bilgilerin bilimsel araştırma yöntemleriyle bir araya getirilmesi zorunludur.(  )

b)Makalelerde kanıtlama amacı yoktur.(  )

c)Edebiyatımızda ilk makale örneği Şinasi  tarafından yazılmıştır.(  )

d)Anılar, günü gününe ve belgelere dayalı olarak yazılır.(  )

e)Söylev, sözlü anlatım türlerinden biridir.(  )

Soru 5 -”Şehrin üstüne kara bulutlar çöktü.” cümlesindeki ses olaylarını bulunuz.(10 Puan)

Soru 6- Okulun önünde birkaç öğrenci öğretmenlerini bekliyordu.” cümlesindeki tamlamaları bularak çeşidini yazınız.(10 Puan)

Evet arkadaşlar 11.Sınıf 2010 yılı ortalama yükseltme ve Sorumluluk sınav soruları bunlardır.Birzat kendim sınava girdim kağıttan yazdım.Lütfen Emeğe Saygı!

Tüm hakları saklıdır kaynak belirtilmeden çalınamaz!

22
Haz

11. Sınıf Pano Tasarım ve Montajı Sınav Soruları

Pano Tasarım ve Montajı Ortalama Yükseltme Sınavı Soruları
1:)Yıldız-Üçgen Yolvermenin Kumanda ve Güç devre şemasını çiziniz.
2:)Elektriksel Kilitlemeli İleri-geri devrenin kumanda ve güç devre şemasını çiziniz.
3:)Tüm rölelerin özellikleri.
4:)Baraların seçimi.
5:)Baraların Boyanması
6:)Kontaktörler, buton, sigorta, termik açıklayınız.
7:)Yolverme yöntemleri.
8:)Motor etiketi.
9:)Yıldız ve Üçgen klemens bağlantı ve özellikleri

Yusuf KISA

7
May

12 Eylül Darbesi – 1980 darbesi Hakkında Bilgi

12 Eylül Darbesi

12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türkiye’de, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi.[1] Bu müdahale ile Süleyman Demirel’in Başbakan’ı olduğu hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem başladı. Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.12 Eylül 1980 ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye’de siyasi temsilin demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler de, geçici de olsa alt-üst edildi.

Darbenin gerekçeleri6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Siyasi iktidarsızlık
12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin birçok tur ardından Cumhurbaşkanı’nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi.

Ekonomik iktidarsızlık
12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel’in “70 sente muhtacız” sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı ve işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile yoğunlaştı.

Siyasal ve toplumsal şiddet olayları
Sağ – sol gerginliği bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi.Emniyet Teşkilatı bile mensupları arasında kurulmuş olan Pol-Bir ve Pol-Der dernekleri diye ikiye bölünmüştü. Sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen temsilcileri ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin sayısı her gün 30′a yaklaşıyordu.

Dış siyaset etkenleri
NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye’nin siyasi ve ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesi üzerine Türkiye’nin ABD politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı.

Darbe öncesi olan olaylar

Darbe Öncesi Suikastları


1 Şubat 1979′da Abdi İpekçi İstanbul Teşvikiye’de, 10 Eylül’de Türkiye İşçi Partisi Adana eski il başkanı Ceyhun Can yazıhanesinde, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal evinin önünde, 19 Eylül’de Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet’te, 28 Eylül’de Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul , 19 Kasım’da eski Adalet Partisi İstanbul milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu İstanbul Beyazıt’ta, 20 Kasım’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay İstanbul Etiler Profesörler Sitesi’nde, 3 Aralık 1979′da, Fedai Dergisi sahibi yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde, 7 Aralık’ta İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil İstanbul Levent’te, 11 Nisan 1980′de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 27 Mayıs’ta Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara’da, 24 Haziran’da Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde eşi ve kızıyla birlikte, 15 Temmuz’da Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu Şişli’deki işyerinde, 19 Temmuz’da Eski Başbakan Nihat Erim İstanbul’da Dragos Deniz Kulübü’nden çıkarken, 22 Temmuz’da Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür.

Zafer Bayramı ve Kudüs Mitingi


Necmettin Erbakan “Karadeniz şehirlerinden birisinde vefat eden bir din adamının cenaze töreni”ni bahane olarak göstererek 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın Anıtkabir’deki kısmı ile Genelkurmay Başkanlığı’nda yapılan kutlama törenlerine katılmamıştır.

23 Temmuz 1980′de İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesi sonucu Milli Selamet Partisi 6 Eylül Cumartesi günü Konya’da “Kudüs’ü kurtarma yürüyüş ve mitingi” düzenlemiştir. Bu mitinge 100 bin kişinin üzerinde katılım olmuş,bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla, eski harflerin bulunduğu pankartlarla gelmiş ve “Şeriat gelecek, vahşet bitecek”, “Dinsiz devlet, yıkılacak elbet” gibi sloganlar atmışlardır. Miting sırasında okunan İstiklâl Marşı topluluk tarafından yuhalanmıştır.

Betül Tiftik mitingi partilerinin yapmadığını belirtir:

“Konya Mitingini MSP olarak biz yapmadık. Bütün partilerin sahip çıkması için bir tertip heyeti düzenlendi ve önemine binaen, bütün partileri ve liderleri davet etti.”

Ancak dönemin MSP’li Konya Belediye Başkanı Metin Ustaömer, mitingin MSP tarafından düzenlendiğini, hatta kendisinin mitingten önce Necmettin Erbakan ve Oğuzhan Asiltürk’le, Ankara’da MSP Genel Merkezi’nde bu mitingi iptal ettirmek için görüştüğünü, iptal ettiremeyince MSP’den istifa ettiğini, fakat bununda kabul edilmediğini yıllar sonra belirtir.

12 Eylül Darbesindeki Milli Güvenlik Konseyi

1.Kenan Evren – Genel Kurmay Başkanı
2.Nurettin Ersin – Kara Kuvvetleri Komutanı
3.Nejat Tümer – Deniz Kuvvetleri Komutanı
4.Tahsin Şahinkaya – Hava Kuvvetleri Komutanı
5.Sedat Celasun – Jandarma Genel Komutanı

Darbenin sonuçları


650.000 kişi göz altına alındı.
1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi için idam cezası istendi.
517 kişiye idam cezası verildi.
Haklarında idam cezası verilenlerden 50′si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).
İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.
71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
388 bin kişiye pasaport verilmedi.
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
31 gazeteci cezaevine girdi.
300 gazeteci saldırıya uğradı.
3 gazeteci silahla öldürüldü.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
14 kişi açlık grevinde öldü.
16 kişi -kaçarken- vuruldu.
95 kişi -çatışmada- öldü.
73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

7
May

İstiklal Marşı ‘ nın 10 Kıtası

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal…
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler hakk’ın…
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder varsa  taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal!

Mehmet Akif ERSOY

7
May

Devlet Nedir ? Devletin Tanımı Nedir

Devlet

Üzerinde yaşayacak toprağı olan, üzerinde yaşayan insanları olan, üzerinde yaşayan insanları bir arada tutan kuvveti olan siyasal bir kurumdur.
Devlet soyut bir kavramdır. Devleti somutlaştıran bazı organlar vardır. Bunlar arasında; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bayrak, Dil, Milli Marş, Başkent, Asker, Polis, Yasama – Yürütme – Yargı organları, TBMM … sayılabilir.
Devleti Oluşturan Öğeler…

1- Toprak(Kara parçası)
2- Millet(Halk – insan)
3- Kuvvet(Askeri kuvvet – Polis…)
4- Bayrağı, Milli Marşı

7
May

Bürokrasi Nedir ? – Bürokrasi nin tanımı

Bürokrasi Nedir – Bürokrasi tanimi

Fransızca “bureau” sözcüğüyle Yunanca “kratos” sözcüğünün birleşmesinden oluşmuş bir sözcüktür. Büro, masa çalışmalarının yapıldığı yer anlamına gelir; kratos ise egemenlik demektir. Bu durumda bürokrasinin sözlük anlamı “masa başında çalışanların egemenliği” olmaktadır.

Türkçe’de bürokrasi, “bir işin yönetilmesi için uzun boylu ve dolaşık yollardan işlem yapılması yöntemi” ya da “kırtasiyecilik” olarak anlaşılır. Ancak başta Max Weber olmak üzere bir dizi toplumbilimci bürokrasiden farklı bir anlam çıkarmışlar ve bürokrasiyi çeşitli açılardan incelemişlerdir. Bu anlamda bürokrasi, “yüzyüze ilişkilerin olanaksız olduğu büyüklükteki birimler için de” kaçınılmaz olarak ortaya çıkan örgütlenmedir. Bu örgütlenme işin gereğinden doğar ve salt devlete özgü de değildir. Boyutları büyüdükçe özel kesim kurumlarında da bürokrasi görülebilir.

Merkezi devlet anlayışı geliştikçe buna bağlı olarak bir bürokrasinin oluştuğunu görüyoruz. Geçmiş çağların büyük merkezi imparatorluklarında, örneğin, Çin’de, Sasanilerde, Roma’da merkez görevlilerinin oluşturduğu kitle, bürokrasi olarak adlandırılabilir. Merkezi imparatorlukların çözülmesi ve iktidarın atomize olmuş olduğu feodal düzene geçmesinden sonra, devlet görevlisi sayısının çok azaldığı görülmektedir. Ancak 17. yy’da yeniden merkezi devletler kurulmaya başlanınca ve özellikle soyluların etkinliğini kırmak isteyen merkez yöneticilerinin çabalarıyla, güçlü bir memur grubu ortaya çıkacaktır. Bu devlet görevlileri, bir noktada kendilerini devletle özdeş göreceklerdir. Örneğin Hegel’in kafasında devlet görevlisi, “tanrısal kaynağa en yakın insan” durumundadır.

Sanayi Devrimi’nden sonra devlet ekonomik yaşama yoğun bir biçimde girince bürokrasinin boyutları genişlemiş, devletin sağlık, eğitim, ulaşım vb. görev ve işlevlerinin artmasıyla birlikte bürokrasinin boyutları korkutucu ölçülere çıkmıştır. Üstelik bu büyüme, her türlü sistem tartışmalarının dışındadır.

Gerçekten, bürokrasi söz konusu olduğu zaman, artık sistem sorunu tartışma dışı olmaktadır. S.M. Lipser’in değinmiş olduğu üzere, örneğin, Max Weber, Robert Michels gibi düşünürler, üretim araçlarının kimin malı olduğu ve bu araçları kimin denetlediği açısından ekonomi sistemiyle diğer kurumlar arasındaki bağıntıları gözönüne almamışlardır. Yani bu yazarlar için temel sorun kapitalizm ya da sosyalizm olmaktan çıkmış, bürokratlaşmış bir toplumun sosyal ve siyasal koşullarının neler olacağı biçimine dönüşmüştür.

Weber, bürokratlaşmayı tüm modern toplumların içlerinde taşıdıkları bir kurumlaşma olarak görmüş ve bu konuda oldukça ülkücü (idealist) ve iyimser bir model kurmuştur. Ancak, her şeye karşın, bürokratlaşmanın demokrasi ve özgürlükler üzerinde son aşamadaki etkisi konusunda oldukça kötümserdir. Gerçekten de burada son derece önemli bir sorun vardır. Demokrasiyle yönetilen, yani halkın kendi kendisini temsilcileri kanalıyla yönettiği bir toplumda makro düzeydeki kararları kim alacaktır? Halkın temsilcileri ve bunlardan kaynaklanan yürütme gücü mü, yoksa bürokrat mı? Weber’e göre sosyalizm de aslında bürokratlar diktatörlüğünden başka bir şey olmayacaktır. Zira sosyalist toplumda bürokratik otorite kaçınılmaz olarak tüm topluma yayılacaktır.

Ancak, Max Weber, sonuçları konusunda önemli endişeleri olsa da, ilginç ve akılcı (rasyonel) bir bürokrasi modeli kurmuştur. Bu modele göre bürokratik yönetimin dayandığı ilkeler şunlardır:

1) Bürokratik yönetim kurallara bağlanmış, yani yasalara ve yönetim kararlarına göre düzenlenmiştir.
2) Yetkiler sınırlıdır.
3) Hiyerarşi vardır. Alt makamlar üstleri tarafından sürekli denetlenir.
4) Yönetim düzgün bir dosyalama yapar.
5) Memurlar parasal açıdan her zaman hesap vermek durumundadır.
6) Memurun yasal yetkisi salt göreviyle sınırlıdır.
7) Memur görevini belli kurallara göre yürütür. Göreve atanması bir tür anlaşmaya dayanır ve bu atamada belirli bir uzmanlık bilgisi aranır.

Weber’e göre bürokratik yönetimin diğer yönetimlere oranla tartışılmaz kimi üstünlükleri vardır. C.San’ın toparlamış olduğu gibi, bu üstünlükleri şöyle sıralamak mümkündür: Çabukluk, açıklık, dakiklik, süreklilik, belgesellik, ketumiyet, Ancak unutmamak gerekir ki, Max Weber’e göre, bu sonuçların doğabilmesi için ilkelere de titizlikle uymak gerekir. Bu sonuçlara ulaşılamamasının nedeni, çoğu kez ilkelere uyulmaması olmaktadır.

Günümüzde özellikle özgürlükçü rejimlerde, bürokrasinin yeni bazı sorunlara yol açtığı görülmektedir. Bunlardan birincisi, bürokrasinin nitelik açısından gerilemesidir. Zira devlet, sayıca da artan görevlilerine, özellikle az gelişmiş ülkelerde çoğu kez yeterince para verememektedir. Bu nedenle nitelikli elemanlar çoğu kez devlet görevlisi olma yolunu seçmemektedir. Bu olgu ayrıca rüşvet kurumunun da ana nedenlerinden biri olmaktadır.

İkinci sorun, biraz yukarıda da değindiğimiz gibi, “devlete kimin egemen olacağı” konusundaki anlayış farkından kaynaklanmaktadır. Bürokrat kendini devletin sahibi gibi görürken, siyasetçi bürokratı halkın hizmet kârı gibi görmektedir. Hiçbir siyasal iktidar yasaları istediği doğrultuda hızla değiştiremediği için, yürütmenin yaptığı kimi idari tasarruflar, bürokrat tarafından engellenebilmektedir. Hele yönetimdeki değişiklik, aynı zamanda bir ideolojik farklılık ortaya çıkarmış olursa, bu çatışma daha geniş boyutlu ve kırıcı olabilmektedir.

Sitelerimizde kişi geziniyor. Copyright 2009-2010 - Sesli Sohbet Sesli Chat Yazili Chat
Tasarım ve Kodlama Hasan Ali YÜKSEL | Hosting Barındırma Prestij Panel
Tüm hakları Yusuf KISA 'ya aittir.